Kızılırmak Can İncitme Türkü Hikayesi

Türküye konu olan olay yaklaşık olarak bundan 300-350 sene evvel geçer. Türkünün yaygın olduğu yöreler, Sivas ve Samsun bölgeleridir.

Birbirini seven iki gencin neş’e ve mutluluk içinde geçen düğünlerinden sonra gelin törenle delikanlının köyüne götürecektir. Gelin alayının yolu Kızılırmak üzerinde bir köprüden geçmektedir. Alay tam köprüden geçerken köprü yıkılır. Gelin Kızılırmak’ın bozbulanık suyunda kaybolur gider. Bütün aramalar boşunadır. Kızılırmak allı gelini sessizlerde boğmuş bırakmıştır. Dertli güvey bu ağıtı yakar.

Kaynak: Folklor ve Türkülerimiz – Mehmet Özbek

Neşet Ertaş
Kaman

Biter Kırşehir’in Gülleri Biter 3 Türkü Hikayesi

Toroslardan zorla çıkartılıp Orta Anadolu’da iskana tabi tutulan göçer Türkmen aşiretleri, oba oba yollara düşmüşlerdir. Aşağıdaki şiirde de belirtildiği gibi, Türkmenlerin başlıca sığınacağı yer yine Kırşehir yöresidir.

Şiirde geçen ‘cebel’ kelimesini Ozan Dadaloğlu hakkında araştırma yapan bir çok yazar ‘Gavurdağları üzerinde bir yerleşim alanı” diye açıklamışlardır. Ahmet Z. Özdemir ‘Avşarlar ve Dadaloğlu’ adlı eserinde gerçekçi bir yaklaşımla bu görüşün yanlış olduğunu, Arapçada olduğu gibi, burada ‘cebel’ isminin dağ anlamına kullanıldığını belirtmiştir.

Şiirin tamamına bakacak olursak; Akdağ, Bozok, Yozgat, Kırşehir, Köpekli Dağ, Şalgösteren, Niğde, Bor, Kayseri, Erciyes, Kaman, gibi İç Anadolu kentleri ile yine bu yöre dağlarının adları geçmektedir. Dadaloğlu’nun Cebel dediği yer de Kırşehir ilinin kuzeybatısındaki ünlü Kervansaray dağlarıdır. Kırşehir’den itibaren Çoğun yol ayrımına kadar olan düzlük, oldukça verimli olup çayır, çimenliktir. Buralar geniş kavaklıklarla söğüt ağaçlarıyla, bağ ve bahçeleriyle yemyeşildir. Biraz ileride ise al yeşil bahçeleriyle Kaman görünmektedir. Diğer yanıbaşında Türkmenlerin bir kaç kez kırıma uğratıldığı ve sürgün edildiği ünlü Malya ovası vardır. Dadaloğlu da Kırşehir’in bir simgesi hâline gelen bu ünlü şiirini Türkmenlerin bir kolu Avşarların Uzunyayla’dan Keskin’e uzanan bölgeye yerleştirildikleri günlerde söylemiştir.

Çıktım yücesine seyran eyledim
Cebel önü çayır çimen görünür
Bir firkat geldi de coştum ağladım
Al yeşil bahçeli Kaman görünür

Şaştım hey Allah’ım bu işe şaştım
Dolandım Akdağ’ı Bozok’a düştüm
Yozgat’ın üstünde bir ateş seçtim
Yanar oylum oylum duman görünür

Biter Kırşehir’in gülleri biter
Çağrışır dalında bülbüller öter
Ufacık güzeller hep yeni yeter
Güzelin kaşında keman görünür

Atladım da düştüm karşıki bağa
Vardı alnım değdi yeşil yaprağa
Bir nazar eyledim Köpekli Bağ’a
Üstte Şalgösteren boran görünür

Gönül arzuladı Niğde’yi Bor’u
Her daim artmakta yiğidin zarı
Çifte bedestenli koca Kayseri
Erciyes karşında yaman görünür

Dadaloğlu’m der ki zatından zatı
Çekin eyerleyin gökçe kır atı
Göçmek değil bizim ilin muradı
O yare gitmemiz güman görünür

Pehlivanlı oymağına ait Osmanlıca bir cönkte, yukardaki Dadaloğlu’na ait şiirle benzeşen “Biter Kırşehir’in Gülleri Biter” adlı aşağıya aldığımız şiir, tac beyitinde de görüldüğü gibi Ozan Kul Mustafa adıyla kayıtlıdır.

Çıktım Müminli’nin başına baktım
Kılıçözü çayır çimen görünür
Firkat geldi ah eyledim ağladım
Al yeşil bahçeli Kaman görünür

Biter Kırşehir’in gülleri biter
Çağrışır dalında bülbüller öter
Güzeli çok imiş hep yeni yeter
Güzellerin kaşı keman görünür

Gönül arzeyledi Niğde’yi Bor’u
Gittikçe artıyor efkarı zarı
Ulu bedehşanlı koca Kayseri
Erciyes karşında duman görünür

Şaştım Allah’ım da yine ben şaştım
Akdağ’ı koyup da Bozok’a düştüm
Yozgat illerinde bir ateş saçtım
Söndürmeye hayli zaman görünür

Sana derim sana Aygar’ın dağı
Gözüme göründü Salmanlı bağı
Karşında görünür şol Denek dağı
Kavuşmaya hayli zaman görünür

Dolan Kul Mustafa’m dağları dolan
Yalan şu dünyanın ötesi yalan
Halime bakıp da insafa gelen
Zerrece göğsünde iman görünür

Kaynak: Ahmet Z. Özdemir, Avşarlar ve Dadaloğlu, Dayanışma Yay. Ankara, s.244; Kırşehir Destanları, nr. 5; Pehlivanlı Oymağı, Osmanlıca Yazma Cönk, nr. 8; Öyküleriyle Kırşehir Türküleri, Destanları, Ağıtları – Baki Yaşa Altınok, Oba Yayıncılık, Mayıs – 2003, Ankara, s.72-73-74

Şemsi Yastıman
Kırşehir

Gelir İken Gözüm Düştü Güzele Türkü Hikayesi

Bu türküyü veren zatın bize anlattığına göre Köroğlu Ayvaz’a ‘Git şu nargilenin suyunu değiştir’ demiş. Ayvaz nargilenin suyunu değiştirmeye giderken bir güzele rast gelmiş. Güzeli görünce elinden nargileyi düşürerek kırmış, bunun üzerine Köroğlu’na bu beyitleri söylemiş.

Kaynak: Anadolu Köylerinin Türküleri, Yusuf Ziya Demirci, İstanbul, 1938, s. 292

Karslı Mehmet
Sivas

Kızıl Ahmet’in Moğollara İsyanı Türkü Hikayesi

1243’te Kösedağı’nda Moğol ordusunun başlattığı kanlı savaş, II. Keyhüsrev’e bağlı Selçuklu ordusunun yenilgisiyle sona ermiştir. Anadolu, Moğolların himayesine girdikten sonra Kırşehir’deki Malya ovası, istilacı Moğol ordularının yaylak ve kışlağı haline gelmiş idi. Binbir güçlükler içinde Selçuklu’yu kuran Türkmenler (Oğuz) ise, Moğol istilasıyla birlikte, İran ve Arap kültürünün etkisinde kalarak Türklüklerini kaybedip yabancılara hizmet eden devlet adamlarından ve aydınlardan nefret ediyordu.

Devletin perişan halini gören Karamanoğlu Mehmet Bey, Eşref ve Menteşeoğulları başta olmak üzere Türkmenleri başına topladı. Konya üzerine yürüdü ve başkenti ele geçirdi. II. Keykavus’un oğlu olduğunu söylediği Gıyaseddin (Alaeddin) Siyavuş (Cimri)’a Ebul-Feth unvanı verdi ve Sultan ilân ederek Selçuklu tahtına oturttu. (Selçuklunun o günkü bozuk düzeninden yararlanan bir çok yazar, halkın gözünden küçük düşürmeye çalıştıkları Siyavuş’a (Cimri) lâkabını takmışlardır.) Siyavuş adına hutbe okutup para bastırdıktan sonra, bir Türk Devleti olan Selçuklu sarayında Farsça ve Arapçanın kullanılmasında büyük rahatsızlık duyan Mehmet Bey, Farçaya karşı Türkçenin resmî-dil olması için şu tarihi bildiriyi yayınladı. “Bu günden sonra: Divanda, Sarayda, Dergâhta, Dairede, Mecliste, Meydanda, yani bütün toplantılarda ve her yerde Türkçeden başka, dil kullanılmayacaktır.” Karamanoğlu Mehmet. 1277.”

III. Keyhüsrev, Moğol hanında yardım istedi. Moğol ve Selçuklu ordusu karşısında tutunamayan Siyavuş ve Karamanoğlu Mehmet Bey, ele geçirdikleri Selçuklu iktidarını bırakmak zorunda kaldılar. Tutsak edilen Siyavuş ve Mehmet Bey başları kesilmek suretiyle öldürüldü. Mehmet Beyin kesik başı Konya’ya getirildi, halka gösterildi. Siyavuş’un derisi yüzülerek içine saman dolduruldu. Sonra da şehir şehir dolaştırılarak halka korku salmak için gösterildi. 1278.

Karamanoğlu Mehmet Bey’in ölümünden sonra Türkmen halkın yaşadığı bölgeleri baskı altına alan Moğol ve Selçuklu idarecileri, Kırşehir ve yöresinde baskılarını iyice artırmışlardı. Kırşehir’e gelen idareciler, halka öyle zulümler ediyorlardı ki, memleket baştan başa harabeye dönmüştü. Meşayih, onların arzularını yerine getirmek için tekkeleri, evlerini rehin koydular. Ağır vergiler nedeniyle aç ve çıplak kalan halkın yoksulluğu neticesinde Kırşehir’de bir tek baca dahi tütmez olmuştu. Bu soygunlar sonunda halkın elinde servet namına bir şey kalmadı. Sülük gibi halkın damarlarındaki kanı emen bu zalimler o kadar aç gözlülerdi ki, ellerine geçirdikleri bir taneyi testereyle elini bileğinden ayırsan dahi geri vermezlerdi.

Moğolların tayin ettikleri valilerin ağır zulümleri, Selçuklu idarecilerinin açgözlülüğü, Kırşehir’de hayatı çekilmez hâle getirmiştir. Bu baskılardan iyice bunalan halk, Kırşehirli bir Türkmen Beyi olan Kızıl Ahmet’in başkanlığında başta Moğollar olmak üzere, kendilerine iyice yabancılaşmış bulunan Selçuklu yöneticilerine karşı isyan etti.

Fuad Köprülü ve Şehabeddin Süleyman’ın yazmış olduğu “Yeni Osmanlı Tarihi Edebiyatı” adlı eserde, o dönemde yaşayan Yunus Emre’nin de Kızıl Ahmetli Türkmenlerinden olduğu bildirilmektedir. Coğrafî konum da bunu doğrular. Aksaray vilayeti Ortaköy kazası Kızılırmak deltasındaki Ziyaret dağında Yunus Emre’nin mezarı vardır. Üzerine bir türbe yapılmıştır. Yunus’un Şeyhi Taptuk Emre de, Ziyaret dağının karşısındaki Ekecik dağı eteklerinde kurulu, Tabduk Emre köyünün camisi içinde yatmaktadır.

Kızıl Ahmet, başına topladığı dört bin kadar Türkmenle birlikte Konya’ya doğru harekete geçti. Aksaray yakınlarında Moğol ordusuyla karşılaşan Kızıl Ahmet Bey, bozguna uğradı ve geri çekildi. Bir türlü ele geçirilemeyen Kızıl Ahmet, Kırşehir’deki zalim Selçuklu ve Moğol idarecileriyle yıllarca mücadele ederek onlara kan kusturdu. Türkmenlerin direnişinden bıkan Moğollar, buralarda tutunamayarak geri çekilmek zorunda kaldı. Elimizdeki cönkte bu konu hakkında böyle bir türkü bulunmaktadır.

Kaynak: Öyküleriyle Kırşehir Türküleri, Destanları, Ağıtları – Baki Yaşa Altınok, Oba Yayıncılık, Mayıs – 2003, Ankara, s.12-13

Kaynağı Bilinmiyor
Kırşehir

Şevket’in Ağıdı 2 Türkü Hikayesi

1927 yılında Ankara, Kayseri demiryolu inşaatı yapılırken Yerköy, Şefaatli Karaandere arasındaki tünel kazımı sırasında tünelin çökmesiyle Şevket adlı bir genç, toprağın altında kalarak ölmüştür. Genç Şevket’in ölümüne nişanlısı şu ağıdı yakmıştır. Ağıdın iki kıtasını Kırşehirli Çekiç Ali plağa okumuştur.

Kaynak: İbrahim Özdemir, Kırşehir, Mucur, Dalakçı Köyü 1939 Doğ. Ziraat Okulu; Dede Aşık, Kırşehir, Mucur, Küçükkavak Köyü 1938 Doğ. Okuryazar; Öyküleriyle Kırşehir Türküleri, Destanları, Ağıtları – Baki Yaşa Altınok, Oba Yay., Mayıs 2003, s. 440

İbrahim Özdemir
Kırşehir

Denizin Dibinde (Hatça) 3 Türkü Hikayesi

Arvallı (Bağsaray), Burdur’a 38 km. uzaklıkta , 1958 yılında belediyesi kurulan büyük bir kasabadır. Şimdiki adı Bağsaray’a çok uygun bir görünümü olan ve yemyeşil bağ ve bahçelerin çevrelediği Arvallı, kendi adını alan eriği(Arvallı Eriği) ile diğer çeşitli meyve ve sebzeleri yetiştirmekle de ünlüdür.

Arvallı’lı meydanından güneybatıya doğru 15 – 20 adım yürüyünce, duvarına bitişik ve iki oluklu, harıl harıl akan pınarlı bir eve rastlanır. İşte bu ev Arvallı’lı Hatça’nın evidir.Türküde sözü geçen pınar bu pınardır.Hatça, evli bir köylü güzelidir. Arvallı’lı çobana gönlünü kaptırır. Çoban da Hatça’ya sevdalıdır. Birlikte Antalya’ya kaçıp oraya yerleşirler. Olay 1945 – 1946 yıllarında geçmiştir.

Arvallı’nın 5 km. kuzeyinde daha yüksek bir yerde kurulu ve bir orman köyü olan Kayış’ta, İbrahim Can adındaki mahalli bir sanatçı bu türküyü yakmıştır. Bu olaydan 5 – 6 ay sonra Kayış köyünden başka bir Hatça kız, Muharrem’in Mehmed’e kaçıp gidiyor.İlk yakılan Hatça türküsü, ikinci Hatça olayı ile ve halkın duyguları ile değişikliğe uğrayıp özleştirilerek bugünkü son şeklini alıyor.

İbrahim Can
Burdur

İstanbul (Gönlüm Hasret Kaldı) Türkü Hikayesi

Noksani’nin kendi notlarından: Doktora gidip böbrek hastalığına yakalandığımı anlayınca Artvin Hastanesine yattım. Orada bevliye mütehassisi olmadığından doktor İstanbul’u tavsiye etti. İstanbul’a gittim. Hastaneye yatıp ameliyattan sonra iyileşerek çıktım. Hastalık dolayısıyla gezmeden ayrılacağım güzel İstanbul için de birşey demek lazımdı.

Kaynak: Hodlu Noksani – Bekir Karadeniz

Hodlu Noksani
Artvin

Asker’le Karısı Türkü Hikayesi

Yedi yıl İstanbul’da askerlik yaptıktan sonra köyüne dönen Mustafa, evine varmadan çayın kıyısında karısını görür. Kendini belli etmeden onunla aşıkdaşlık etmek, kandırmak ister, onda konuklamak için diller döker. Kadın delikanlının teklifini kabül etmez. Sonunda, kocasını tanır, sevinçle birlikte evlerine giderler.

Olay, Erzurum yöresinde geçmiştir.

Kaynak: Evlerinin Önü – Cahit Öztelli

Hasan Ağa
Kemaliye

Terkeşlioğlu’nun Ağıdı 1 Türkü Hikayesi

Avşar beylerinden Terkeşlioğlu yüzyılın başlarında öldüğünde ağıdı beyin hatunu yakıyor.

Kaynak: Ağıtlar, Yaşar Kemal, Adam Yayınları, İkinci Basım, 1997, s. 147

Yaşar Kemal
Çukurova